11 Haziran 2012 Pazartesi

Bir Pencereden Şiir

MASA DA MASAYMIŞ HA

Adam yaşama sevinci içinde
Masaya anahtarlarını koydu
Bakır kaseye çiçekleri koydu
Sütünü yumurtasını koydu
Pencereden gelen ışığı koydu
Bisiklet sesini çıkrık sesini
Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu
Adam masaya
Aklında olup bitenleri koydu
Ne yapmak istiyordu hayatta
İşte onu koydu
Kimi seviyordu kimi sevmiyordu
Adam masaya onları da koydu
Üç kere üç dokuz ederdi
Adam koydu masaya dokuzu
Pencere yanındaydı gökyüzü yanında
Uzandı masaya sonsuzu koydu
Bir bira içmek istiyordu kaç gündür
Masaya biranın dökülüşünü koydu
Uykusunu koydu uyanıklığını koydu
Tokluğunu açlığını koydu.
Masa da masaymış ha
Bana mısın demedi bu kadar yüke
Bir iki sallandı durdu
Adam ha babam koyuyordu.

                      Edip Cansever



AN GELİR

an gelir
paldır küldür yıkılır bulutlar
        gökyüzünde anlaşılmaz bir heybet
                o eski heyecan ölür
an gelir biter muhabbet
        çalgılar susar heves kalmaz
                şatârâbân ölür

şarabın gazabından kork
        çünkü fena kırmızıdır
                kan tutar / tutan ölür
sokaklar kuşatılmış
        karakollar taranır
                yağmurda bir militan ölür

an gelir
ömrünün hırsızıdır
        her ölen pişman ölür
                hep yanlış anlaşılmıştır
                        hayalleri yasaklanmış
an gelir şimşek yalar
masmavi dehşetiyle siyaset meydanını  
        direkler çatırdar yalnızlıktan
                sehpada pir sultan ölür

son umut kırılmıştır
        kaf dağı'nın ardındaki
                ne selam artık ne sabah
                        kimseler bilmez nerdeler
                                namlı masal sevdalıları
evvel zaman içinde
        kalbur saman ölür
kubbelerde uğuldar bâkî
        çeşmelerden akar sinan
                an gelir
                        -lâ ilâhe illallah-
                                kanunî süleyman ölür

görünmez bir mezarlıktır zaman
        şairler dolaşır saf saf
                tenhalarında şiir söyleyerek
                        kim duysa / korkudan ölür
-tahrip gücü yüksek-
        saatlı bir bombadır patlar
                an gelir
                        attilâ ilhan ölür.

                                            Attila İlhan



AĞLAMAK İÇİN GÖZDEN YAŞ MI AKMALI?

Ağlamak için gözden yaş mı akmalı?
Dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı?
Sevmek için güzele mi bakmalı?
Çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı?
Hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır?
Özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı?
Hırsızlık; para, mal mı çalmaktır?
Saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı?
Solması için gülü dalından mı koparmalı?
Pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı?
Öldürmek için silah, hançer mi olmalı?
Saçlar bağ, gözler silah, gülüş, kurşun olamaz mı? 
                                     Victor Hugo





ETME


Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun, etme.
Başka bir yar, başka bir dosta meylediyorsun, etme.

Sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı?
Hangi hasta gönüllüyü kastediyorsun, etme.

Çalma bizi, bizden bizi, gitme o ellere doğru.
Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun, etme.

Ey ay, felek harab olmuş, altüst olmuş senin için...
Bizi öyle harab, öyle altüst ediyorsun, etme.

Ey, makamı var ve yokun üzerinde olan kişi,
Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun, etme.

Sen yüz çevirecek olsan, ay kapkara olur gamdan.
Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun, etme.

Bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan.
Gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun, etme.

Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer;
Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun, etme.

Ey, cennetin cehennemin elinde oldugu kişi,
Bize cenneti öyle cehennem ediyorsun, etme.

Şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize,
O zehiri o şekerle sen bir ediyorsun, etme.

Bizi sevindiriyorsun, huzurumuz kaçar öyle.
Huzurumu bozuyorsun, sen mahvediyorsun, etme.

Harama bulaşan gözüm, güzelliğinin hırsızı.
Ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun, etme.

İsyan et ey arkadaşım, söz söyleyecek an değil.
Aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun, etme

                   Mevlana Celaleddin Rumi



Akşam Erken İner Mahpushaneye



Akşam erken iner mahpushaneye.
Ejderha olsan kar etmez.
Ne kavgada ustalığın,
Ne de çatal yürek civan oluşun.
Kar etmez, inceden içine dolan,
Alıp götüren hasrete.

Akşam erken iner mahpushaneye.
İner, yedi kol demiri,
Yedi kapıya.
Birden, ağlamaklı olur bahçe.
Karşıda, duvar dibinde,
Üç dal gece sefası,
Üç kök hercai menekşe...

Aynı korkunç sevdadadır
Gökte bulut, dalga kaysı.
Başlar  koymağa hapislik.
Karanlık can sıkıntısı...
"Kürdün Gelini"ni söyler maltada biri,
Bense volta'dayım ranza dibinde
Ve hep olmayacak şeyler kurarım,
Gülünç, acemi,çocuksu...

Vurulsam kaybolsam derim,
Çırılçıplak, bir kavgada,
Erkekçe olsun isterim,
Dostluk da, düşmanlık da.
Hiçbiri olmaz halbuki,
Geçer süngüler namluya.
Başlar gece devriyesi jandarmaların...

Hırsla çakarım kibriti,
İlk nefeste yarılanır cıgaram,
Bir duman alırım, dolu,
Bir duman, kendimi öldüresiye,
Biliyorum, "sen de mi?" diyeceksin,
Ama akşam erken  iniyor mahpushaneye.           
Ve dışarda delikanlı bir bahar,
Seviyorum seni,
Çıldırasıya...
                          Ahmed Arif

Bir Pencereden His

MUTLULUK 

                             
           Mutluluk kendimizi sevmek,kendimize değer vermektir…  
Mutluluk Bir telefon açmaktir, karsinizdakiyle gülümseyerek konusmaktir…
Bir çift tatli sözdür, yumusacik bir dokunustur…
Affetmektir, özür dilemektir, sevmektir, sevilmektir…
Çevreye dagitilan bir tebbesümdür, bir kahkahadir mutluluk…
Mutluluk elimizde olanlara sevinmek, olmayanlar için ise üzülmemektir…
Her zaman bizden daha iyi durumda olanlari degil bizden daha zor durumda olanlari düsünmektir…
Birazcik isleri ertelemek, hayatin frenine basip birazcik yavaslamak kendimize zaman ayirmaktir mutluluk…
Bir çiçegi gördügünde ona tebessümle yaklasmak ve onu sevmek ve koklamaktir…
Günesin dogus anini seyretmek, seher vaktinde en az seher vakti kadar güzel temiz havayi cigerlere çekip tutmak ve sonra birakmaktir mutluluk…
Bahar yagmuru altinda yürümek ve islanmak, yagmur sonrasi toprak kokusunu teneffüs etmektir mutluluk…
Bir bebegin gülümsemesi, bir bebegin uyurken yüzündeki ifade, bir bebegin kokusudur mutluluk…
Esine veya sevgiline seni seviyorum demek, bir güzel söz söylemek, bir tatli bakis kondurmak, bir demet çiçek vermektir mutluluk…
Bir bebegin ilk adimi, çikan ilk disi, bir bebegin dudagindan dökülen ilk sözcüklerdir…
Bir bardak çay, bir sicak ekmek yarim dilim peynir’dir mutluluk…
Hayattaki engelleri asmak, sikintilar karsisinda yenilmemek ve planlar olusturmak hayatin yakasina yapisip bende varim diyebilmek gücüne sahip olabilmektir…
Mutluluk bir yerde bakis açimizdir pozitif olmak, karadan çok beyazi görmek, Herhangi bir olaya biçtigimiz yorumdur…
Her günümüzü son günümüz olarak bilip tüm canlilari sevmek, incitmemek, çevremize güven vermektir.
Dost olmak, kirici olmamaktir mutluluk…
Bazen bir kirmizi gülün rengine bakmaktir…
Insanlarin gönlüne taht kurabilecek ahlak ve terbiyeye sahip olabilmektir mutluluk…
Parkta dolasirken oyun oynayan çocuklara gülümsemek onlara el sallamak ve çantanizda bulundurdugunuz sekerli sakizdan dagitmaktir mutluluk…

Niyesiz ve âmâsiz sevinçlerle yüreginizi doldurmak, Gül tadinda gül kokusunda bir ömür yasamaya yemin etmek, Gündelik sikintilara takilmamaktir…
Ruhunuza sadece bahar mevsimi yasatmaktir mutluluk…
Kupkuru bir tarlanin ruhunuzda ,kir çiçekleri ile doluymus gibi yansimasidir mutluluk…. 
Yüzümüzün yüregimizle beraber gülümsedigi an’dir mutluluk…

Bir Pencereden Ses


BULUTSUZLUK ÖZLEMİ - SÖZLERİMİ GERİ ALAMAM

Bulutsuzluk Ozlemi - Sozlerimi Geri



DÜŞ SOKAĞI SAKİNLERİ - HÜZÜN KOVAN KUŞU
Düş Sokağı Sakinleri - Hüzün Kovan Kuşu



 AYDİLGE - SORMA
Aydilge - Sorma